Diz Kireçlenmesi

DİZ KİREÇLENMESİ KILAVUZU

Merhaba değerli okurlarım,

Bugün sizlere diz ağrılarının en sık nedenlerinden birisi olan diz kireçlenmesi ( diz osteoartriti, gonoartroz) ile ilgili diz kireçlenmesinin oluş mekanizmasından nedenleri ve risk faktörlerine; tanısının nasıl konulup tedavisinde neler yapmamız gerektiğiyle ilgili bilgiler vermek istiyorum. 

Öncelikle sizlere bu yazımdaki anlatmak istediğim konu başlıklarını sıralamak istiyorum.

-DİZ KİREÇLENMESİ NEDİR?

-DİZ KİREÇLENMESİ BELİRTİLERİ

-DİZ KİREÇLENMESİ NEDENLERİ

-DİZ KİREÇLENMESİ TANISI NASIL KONULUR?

-DİZ KİREÇLENMESİNDE TEDAVİ YÖNTEMLERİ

DİZ KİREÇLENMESİ NEDİR?

Öncelikle terimleri karıştırabileceğinizi düşünerek diz kireçlenmesinin tıbbi karşılığından bahsetmek istiyorum sizlere. Kireçlenmenin tıbbi karşılığı artroz veya osteoartrittir. Bu yüzden de yazımda bazen osteoartrit, bazen de kireçlenme terimlerini kullandım.Aslında ikisi de aynı durumu ifade etmekte.

Os latince kemik, art eklem ; oz da hastalık anlamına gelir. Yani kireçlenme aslında eklem ve kemikleri etkileyen bir rahatsızlıktır.

Şimdi de bu konuyu daha iyi anlayabilmeniz için kemik,kıkırdak ve eklem yapılarından bahsetmek istiyorum kısaca sizlere.

Eklemler, kemiklerimizi birbirine bağlayan ve hareket etmemizi sağlayan esnek ve oynak yapılardır.Vücudumuzdaki tüm kemikler eklemler aracılığıyla komşu kemiğe bağlanır.Bu sayede eklemler hem hareketliliği hem de dayanıklılığı sağlar.Kemiklerimizin birbirine sürtünmeden rahat bir şekilde hareket etmesini sağlayan, kemiklerin uç kısımındaki yapıya da kıkırdak denir. Diğer bir ifadeyle kıkırdaklar, eklemi oluşturan kemiklerin uçlarını saran ve birbirleri üzerinde rahat kaymasını sağlayan yapılardır.

Osteoartrit, yani kireçlenme yaşlanmamızın bir bedelidir aslında.Biz hareket ettiğimizde eklemlerimize yük biner ve de bu yükten öncelikle kemik uçlarında bulunan kıkırdaklar etkilenir.Hareket ettiğimizde eklemlerimizde çok ufak da olsa hasarlar oluşur.Bu hasarlara mikrohasarlar denir.Yetişkin ve sağlıklı kişide bu hasarlar hızlı ve sorunsuz bir şekilde onarılır ve  herhangi bir problem oluşturmaz.Ancak yaş arttıkça hücrelerin kendini yenileme yani rejenerasyon yeteneği azalır ve de oluşan bu mikrohasarlar artık tamir edilememeye başlar. Bu hasarlardan öncelikle kemiklerin uç kısımlarında bulunan kıkırdaklar etkilenir ve de normalde kemiklerin birbirine sürtmeden rahat hareket etmesini sağlayan normal kıkırdak dokusu giderek görevini yapamamaya ve bozulmaya başlar.Bir süre sonra kıkırdak yapısı tamamen kaybolur ve de kemikler birbirine sürtünmeye başlar.Hastaların dizimden ses geliyor dediği durumun nedeni de kemiklerimizin birbirine sürtünmesidir aslında.

Osteoartrit yani kireçlenme ilerledikçe kemiklerin uç kısımları aşınır ve düşündüğünüzden çok daha küçük olan  kemik parçacıkları eklemin içine düşebilir veya eklem çevresinde birikebilir. Normal kemik yapısından ayrılan bu ufak kemikçikleri immün yani bağışıklık sistemimiz yabancı bir maddeymiş gibi algılar ve de normalde mikropları öldürmek için salgıladıkları sitokinleri bu ufak kemik yapıları yok etmek için salgılar.Bu durum kemik hasarının giderek daha da artmasına yol açar.Yani aslında kireçlenmede sanılanın aksine kireç birikimi yoktur, tam tersine kıkırdak ve kemik yapılarda kayıp vardır.

Bu anlattıklarımı özetlemek gerekirse osteoartrit yani kireçlenme, bazı belli nedenlerden dolayı öncelikle kıkırdak yapının bozulup , sonrasında da kıkırdak altındaki kemik yapıların etkilendiği bir eklem hastalığıdır.

DİZ KİREÇLENMESİNİN BELİRTİLERİ

Diz kireçlenmesinde en sık görülen bulgular ağrı, dizlerde hareket kısıtlılığı, dizlerden ses gelmesi ( krepitasyon) ve dizde şekil bozukluğudur(deformite). Şimdi bu bulgulardan kısaca bahsetmek istiyorum.  

Diz kireçlenmesine bağlı en sık görülen şikayet ağrıdır. Diz ağrısı özellikle yürürken, çömelip kalkarken ve de merdiven çıkarken olur. 

Sizlere bahsetmek istediğim önemli konulardan bir tanesi ağrılarınızın neden olduğuyla ilgili.Sanılanın aksine diz kireçlenmesinde ağrının nedeni kemiklerin birbirine sürtünmesi değildir. Yapılan bir çalışmada diz kireçlenmesi olan 100 hastanın direk grafileri yani röntgenleri çekilmiş.Ayrıca bu hastaların ağrı durumları da bir anketle sorgulanmış.Çalışmanın sonucunda diz kireçlenmesinin şiddetiyle hastaların duydukları ağrı şiddetinin  birbirleriyle ilişkisiz olduğu görülmüş. Daha anlaşılır bir örnekle açıklamak gerekirse, erken evre yani diz kireçlenmesi başlangıcı olan kişilerin duydukları  ağrı düzeyi  , son dönem ameliyat önerilmiş diz kireçlenmesi hastalarından çok daha fazla olabilmektedir.

Yani sizin dizlerinizde son dönem kireçlenmenizin olması sizde çok şiddetli ağrılar olacağına anlamına gelmemektedir.

Diz kireçlenmesinde ağrının esas nedeni kas kaynaklı problemlerdir. Osteoartritte kemiklerin birbirleri arasında rahat ve dengeli hareket etmesini sağlayan kıkırdak doku bozulmaya başlayınca diz eklemi çevresinde bulunan kaslara binen yükler dengesizleşir.Bu dengenin bozulması sonucu kaslar gerilir,sertleşir.Ayrıca kireçlenmenin şiddeti arttıkça hastaların yürümelerinde ve hareket etmelerinde azalmaya bağlı diz çevresindeki kaslar tembelleşir ve de zayıflar. Bu durumdan da en çok dizin ön iç kısımında bulunan pes anserin ( kaz ayağı ) dediğimiz bölge etkilenir.Yerleşim yerini anlamanız açısından aşağıya  resmini de koyduğum bu bölge birçok kasın yapışma yeridir, yani bağlantı bölgesidir. Bu yüzden de diz ekleminin normal yapısının bozulmasından en çok etkilenen bölge burasıdır.Bu bölgede oluşan ödem,zorlanma ve kasların yapısının bozulmasına bağlı olarak aslında diz ağrılarının en büyük nedeni diz kireçlenmesinden bu bölgedeki problemlerdir. 

Yani özetle diz ağrılarının nedeni kireçlenme yani kemik yapılardaki sorunlardan ziyade, kas kaynaklı tendinit gibi problemlerdir. Diz kireçlenmesi nedeniyle ameliyat olan veya ağrıların kemik yapılardan olduğu düşünülerek diz eklemi içine uygulanan ozon,prp,intraartiküler hyaluronik asit ( horoz ibiği ), kök hücre gibi uygulamalardan hastalar çok fazla fayda görmemektedir. Kliniğimizde yapılan enjeksiyon uygulamalarından hastalarımızın fayda görmesinin nedeni de yapılan enjeksiyonların eklem içine değil, kasların yapışma bölgelerine uygulanmasıdır.

Bana göre yapılan yapılan diğer hatalardan birisi de diz kireçlenmesi olan özellikle kilolu hastalara kilo vermeleri açısından sık yürüyüş yapmalarının önerilmesidir. Kliniğimize başvuran hastaların da çoğunlukla söyledikleri gibi bu hastaların ağrıları yürüdükçe daha da artar. Çünkü ne kadar çok yürürsek o kadar çok diz eklemi hareket etmek zorunda kalır.Diz ekleminin hareket etmesi de dizlere vektörel olarak bir yük binmesine yol açar. Bu durum da dizlerdeki ağrının artmasına sebep olur. Bu yüzden de sanılanın aksine diz kireçlenmesi olan hastaların çok fazla yürümesi,merdiven çıkması ve çömelmesi önerilmez.Bu hastalara verilmesi gereken egzersizler, sabit bir yerde yapılan izometrik egzersizler olmalıdır. İzometrik egzersizlere örnek vermek gerekirse, koltukta veya yerde dizin altına bir yastık veya katlanmış havlu koyup, dizlerinizle bu yastık veya havluyu 10 sn boyunca ezmeye çalışın. Bu egzersizi sabah,öğlen,akşam en az 10 ar  kere yapmaya çalışın. Böylece hem egzersiz yapıp kilo verebilirsiniz, hem de diz çevresi kaslarınızı kuvvetlendirerek ağrılarınızın azalmasını sağlayabilirsiniz.

2-Dizlerde hareket kısıtlılığı: Diz kireçlenmesinde görülen bulgulardan birisi de dizlerde hareket kısıtlılığıdır. Dizlerdeki bu hareket kısıtlılığın nedeni kireçlenmede bozulan eklem yapısına bağlı kasların kullanılmayıp tembelleşmesi ve de eklem mesafesinin daralmasına bağlı kemik yapıların birbirine yaklaşıp diz hareketinin kısıtlanmasıdır. 

3-Dizlerden ses gelmesi (krepitasyon) : Diz kireçlenmesinde dizlerden çıtırtı şeklinde ses gelmesinin nedeni kemik yapılardaki problemlerdir. Diz kireçlenmesinde kıkırdak yapının bozulup, eklem aralığının daralması sonucu kemik yapılar arasındaki mesafe daralır ve kemikler birbirine yaklaşıp hareket ederken sürtünmeye başlar.Bu sürtünmeyi de hastalar dışardan çıtırtı şeklinde duyarlar.

4-Dizlerde şekil bozukluğu (deformite): Dizlerde kireçlenmeye bağlı diz eklemi genişler ve kemikler arasında normalde olması gereken denge bozulur. Yükler eşit paylaştırılamaz ve de dizler içe doğru dönmeye başlar. Kireçlenmenin şiddeti arttıkça da bu dönmeler giderek artara ve deformiteye neden olur.

DİZ KİREÇLENMESİNİN NEDENLERİ

Diz kireçlenmesinin yaş ve obezite yani şişmanlık başta olmak üzere birçok nedeni vardır.

1-Yaş: Osteoartrit yani kireçlenme yaşlanmamızın bir bedelidir aslında.65 yaşından büyük kişilerde röntgen yani grafi bulgularına göre 3 kişiden birinde kireçlenme bulguları mevcuttur.Ailesel yatkınlık, travma, aşırı kullanım(overuse) olmadığı sürece 50 yaşın altındaki kişilerde kireçlenme olma ihtimali oldukça zayıftır.

2-Obezite ( aşırı kilolu olmak ): Kireçlenmenin yaş ile birlikte en önemli sebeplerinden birisi aşırı kilolu olmaktır.Diz eklemi yerleşim yerinden dolayı ağırlığımızdan en fazla etkilenen eklemdir. Kilomuz ne kadar fazla olursa diz eklem yapısının bozulması ve kemiklerin birbirine yaklaşma ihtimali o kadar fazla olacaktır.

3-Cinsiyet: Osteoartrit daha çok 50 yaşından büyük postmenapozal kadınlarda daha sık görülür.Bu durumun nedeni menapoz sonrası kadınlarda östrojen hormonunun azalmasıdır çünkü östrojen kemikleri koruyucu etkiye sahip olan bir hormondur.

4-Genetik (Ailesel Yatkınlık):  Hemofili gibi eklem yapısını bozan bazı hastalık gruplarında kireçlenme olma ihtimali oldukça yüksektir ve de bu grup hastalıkları olan kişilerde erken yaşlarda osteoartrit bulguları görülür.

5-Geçirilmiş travma, kırık ,aşırı kullanım : Bu saydığım durumlarda eklem yapısının normal yapısının bozulmasına bağlı kireçlenme olma ihtimali normal popülasyona göre daha fazladır.

6-Kıkırdak yapısını etkileyen hastalıklar: Romatoid artrit ve gut gibi romatizmal hastalıklarda diz eklemi çok sık tutulduğundan dolayı kireçlenme olma ihtimali daha fazladır.

DİZ KİREÇLENMESİ TANISI NASIL KONULUR?

Diz kireçlenmesi tanısını koymak için iyi bir muayene yeterlidir. Fizik muayenede diz eklemi hareket ettirilirken hareket kısıtlılığı ve eklemden ses gelmesi kireçlenme bulgularındandır. Eğer gerek duyulursa direk grafi yani röntgen istenip eklem aralığı değerlendirilebilir. Ancak diz kireçlenmesi olduğu düşünülen bir hastada MR( Manyetik Rezonans) tetkiki her hastada 

istenmemelidir. Bana göre yapılan hatalardan bir tanesi dizi ağrıyan bütün hastalardan direk MR istenmesidir. Yapılan bir çalışmada diz ağrısı olmayan 350 hastanın diz MR ları istendiğinde 78 kişide kireçlenme bulguları saptanmış.Burdan sizlere vermek istediğim mesaj, MR bulguları sizin ağrı düzeyinizi belirtmez veya ameliyat kararı vermeniz açısından MR bir kriter olmamalıdır. 

DİZ KİREÇLENMESİNDE TEDAVİ YÖNTEMLERİ

Diz kireçlenmesi tedavisinde birçok tedavi yöntemi mevcuttur.Bunları kısaca sayacak olursak;

-İlaçlar

-Sıcak ve soğuk uygulamalar

-Fizik tedavi uygulamaları 

-Masaj

-Egzersiz

-İstirahat

-Manuel Terapi

-Eklem içi sıvı(hyaluronik asit),prp,ozon,kök hücre,kortizon uygulamaları

-Bitkisel tedaviler ve kondroitin veya glukozamin gibi kıkırdak güçlendirici takviyeler

-Akupunktur

-Lokal enjeksiyon uygulamaları

-Cerrahi Tedavi (Ameliyat)

Diz kireçlenmesinde sıkça uygulanan tedavi seçeneklerinden  yukarıda bahsetmeye çalıştım sizlere.  Diz kireçlenmesinde daha saymadığım birçok tedavi seçeneği mevcut, ancak bence bu saydığım tedavi yöntemlerinden çok daha önemli olan tedavi yolu hasta eğitimi ve ağrıdan korunma yöntemleridir. 

Kliniğimize diz ağrısı olan birçok hasta başvurmakta.Baktığınız zaman hepsi diz ağrılarından şikayetçi ancak yakınmaları birbirlerinden oldukça farklı.Hastalarımızın bazıları aşırı kilolu,bazılarının geçmişte travma ve kırık öyküsü var, bazıları işi gereği diz eklemini aşırı kullanıyor, bazıları ise  birçok kez ameliyat olmuş ancak ağrılarından kurtulamamış.

Tıp eğitimine ilk başladığımda öğrendiğim ve de hastalarıma yardımcı olmaya çalışırken hep aklımda olan bir cümle vardır. Hastalık yoktur , hasta vardır.

Her hastaya aynı tedaviyi uygulayamazsınız. Hepsinin şikayetleri bugünkü konumuz olan diz ağrıları olabilir ancak hepsinin öyküleri birbirinden farklıdır aslında. Eğer siz hastanızı iyi bir şekilde dinleyip, öğrenmek istediğiniz bulguları doğru bir şekilde sorabilirseniz daha hastayı muayene etmeden  hastanın neden ağrısının olduğunu rahatlıkla anlayabilirsiniz. Sonrasında ağrılarının nedeni olan bu faktörleri hastaya  tekrarlamamasını söylerseniz hastanızın ağrıları herhangi bir tedavi uygulamasanız dahi büyük oranda azalacaktır.Çünkü bu hastaların hiçbirisinin doğarken ağrısı yoktu, sonradan birtakım nedenlerden dolayı ağrıları meydana geldi.

Kliniğimize diz kireçlenmesi nedeniyle acil ameliyat önerilen veya birkaç kez ameliyat olmalarına rağmen iyileşemeyen birçok hasta başvurmakta.Birçok hekime başvuran hastalara söylenen şeyler genelde şu şekilde:

 Dizinde son dönem kireçlenme var, kemik kemiğe sürtüyor ve dizinde sıvı bitmiş, hemen ameliyat olman gerekiyor ;yoksa sakat kalırsın.

Bize başvuran hastaları biz kendi enjeksiyon metodumuzla iyileştirebiliyoruz. Bu enjeksiyon metodunu kasların yapışma yerlerine uyguluyoruz ve de hastalarımızı sağlığına kavuşturuyoruz.

Bu enjeksiyon metodunun kemik yapıya hiçbir etkisi bulunmamakta, zaten bu mantıksal açıdan mümkün değil. Peki nasıl oluyor da herkesin ameliyat önerdiği hastaları tedavi edebiliyoruz biz?

Bana göre yapılan en büyük hata hastaların kendi şikayetlerini pek önemsemeyip radyolojik görüntüleme yöntemlerine göre ameliyat kararı verilmesi.Bu düşüncemi kanıtlayan diğer bir durum da ameliyat olan hastaların çok büyük bir kısmının iyileşememesi.Başka bir açıdan bakacak olursak dizde sıvı bittiği düşünülen hastaların diz eklemleri içine halk diliyle horoz ibiği denilen intraartüküler hyaluronik asit uygulanıyor ve de hastalar bu tedaviden fayda görmüyor genelde. Düz mantık olarak düşünecek olursak eğer diz ekleminde sıvı bitseydi o zaman diz eklemi içine sıvı verdiğimizde hastaların iyileşmesi gerekirdi ancak ne yazıkki hastalarımızın çoğu bu tedaviden fayda görememekte.

Yazımı bitirirken sizlere son olarak tavsiyelerimi sıralamak istiyorum. MR ya da röntgen yani film bulgularınız ne kadar kötü olursa olsun, bu sizin kesinlikle ameliyat olacağınız anlamına gelmemektedir.Önemli olan sizin kendi şikayetlerinizdir. Sizlere tavsiyem radyolojik film veya MR bulgularından çok; sizi gerçekten dinleyen, size dokunan ve muayene eden hekimlere başvurmanız.

                                                                                                                                Sevgilerimle